2004 yılında dünyaya örnek, devrim gibi çıkan 5199 Sy Hayvanları Koruma Kanunu'nu, "kanun tanımaz belediyelerin UYGULMAMAMASI, kısırlaştırma yapmaması ve bakım evi kurmaması nedeniyle" kaybettik.
Kısırlaştırma olmayınca da hayvanlar kontrolsüz olarak kendi iradeleri dışında geldikleri bu dünyada üreyip çoğalmaya devam ettiler, sorun büyüdü.
Şimdi çözüm olarak bu hayvanların öldürülmesi önümüze kondu. Ayrıca bu kanunda üreme ile ilgili, ana kaynak olan çoban köpeklerinin üremesi ile ilgili herhangi bir madde de yok.
PEKİİ ŞİMDİ BİZ NE YAPACAĞIZ?
Birincisi artık sırtımızı dayayacak bir kanunumuz olmadığı için sırtımızı kitleye dayamak zorundayız.
Bunu nasıl yapacağız?
Öncelikle herkes bulunduğu her yerde yerel basına gidecek ve yerel basına bu kanunun sorunu çözmeyeceğini ve üremenin özellikle çoğalmanın çoban köpeklerinin sahiplerince şehirlere, beldelere atılan yavrularının ana kaynak olduğunu, bununla ilgili bu kanunda hiçbir madde olmadığını, dolayısıyla üremenin devam edeceğini anlatacak.
Bir taraftan bu zavallı hayvanlar toplanıp öldürülürken öte yandan sokakları yeniden dolduracaklar. Yerel basın çok önemli. Tek tek dolaşacağız.
Onun dışında bütün partilerin parti ayrımı olmadan yerel örgütlerinin bütün organlarına ve muhtarlara, ve diğer bütün sivil toplum, örneğin rol modellerine, hepsine gideceğiz. Anlatacağımız şu, bu kanun çözüm getirmiyor.
Üremeye tedbir yok, çoban köpeklerine tedbir yok.
Sakın sanmasın ki vatandaş, hayvanlar BİR TARAFTAN öldürülürken kurtulacaklar çok şikayet ettikleri hayvanlardan, BİR TARAFTAN DA üreme ve sokakların doldurulması devam edecek. Eğer bunu yerel basın vasıtasıyla, diğer kanallar vasıtasıyla kitleye anlatabilirsek o zaman kitlede bu kanunun sorunu çözmeyeceği konusunda bir kanaat oluşursa ve bu kanaat de dipten bir bilgiyle yukarıdaki karar mekanizmalarına giderse bir şansımız olabilir.
Sırtımızı dayayacağımız tek merci kitle ve kitleye ulaşmamız lazım.
Nesrin Çıtırık
Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu Başkanı